Güzel Fotoğraflar Diyarı

Hiçbir zaman sadece güzel bir fotoğraf çekmeyi hayal ederek yola çıkmadığım için fotoğrafçılığımı da “güzel fotoğraf”lar üzerinden kurgulamadım.

Yazı ve Fotoğraf: Fatih Pınar

Fotoğrafın estetik güzelliğinden çok hayata ve çağıma tanıklığımın dürüst bir belgesini bırakmakla ilgili oldum. Bunu yaparken motivasyonumun yegâne kaynağı, ürettiğim fotoğrafların basın aracılığıyla insanlara ulaşacak olduğunu bilmek ve bunun verdiği sosyal sorumluluk bilinciydi.

Fotoğraf, yaşanılan bir anı ancak hissettirebilir. Dolayısıyla, fotoğrafı çeken dondurduğu ‘an’dan daha önce, yaşadığı ‘an’ın tanığıdır ve bu ‘an’la ne denli iç içe bir duygusal bütünlüğe sahipse fotoğrafik yansıma o denli başarılı olur. Fotoğrafı güzel yapan onu ortaya çıkaran duygunun samimiyetidir demek istiyorum. Ancak bu sayede fotoğraf, bir güzellik objesi, bir süs olmaktan kurtulup kendi iç anlamıyla varolabilir.

 

Kendi doğal döngüsünün çok üzerinde bir ivmeyle hızlanan teknolojinin kurbanı olan fotoğraf, günümüzde sistemin bir tüketim nesnesi haline gelmiş ve anlamını yitirmiştir. Her yerde ‘Güzel Fotoğraf’ yarışmaları, kritikler, puanlamalar, ödüller. Puanlanmadan varolamaz hale getirilen modern insan! Oysa fotoğraf, ‘Bakın burada böyle bir haksızlık var’ diyebilmenin, bunu belgelemenin yegâne araçlarından biridir.

Foto-röportaj yapan bir fotomuhabiri olarak, çalıştığım konuyu tüm gerçekliğiyle anlatan fotoğraflardan oluşan bir toplam yaratmakla uğraştım hep. Her biri yalın ve vurucu cümlelerden oluşan en öz haliyle dile gelmiş bir hikâye anlatmak oldu derdim. Hikâyeyi hakkıyla anlatan fotoğrafik bütünlüğün peşinden koştum. O hikâyeyi anlatmak istememin gerekçelerini, hikâyesini anlattığım konuda aradım. Sıkıntıyla, sancıyla çıkardığım her fotoğraf bir sonrakini gülümsemeyle çağırdı.

 

Şimdi arkama baktığımda fotoğrafçılığımda en ağır basan bölgenin Güneydoğu Anadolu olduğunu görüyorum. Anlattığım konuyu oluşturan fotoğrafların birbirleri arasında tutarlı bir bütünlük oluşturmasına çabalamam gibi, başlayacağım her yeni konu da bitirdiğim konuyla ortak bir temada buluşabilsin istedim.Bu sebeple, Atlas Dergisi’nin fotoğrafçısı olarak ilk Diyarbakır’a gidişimden sonraki dört yılım yine Diyarbakır’ın doğusunda Atlas Dergisi için foto-röportajlar üreterek geçti.

Mesela, Bitlis’in Hizan ilçesinin Giran Köyü’nün muhtarı ve ‘korucu’su İkram Gezelge. İkram’la tanışıklığımız Hizan Jandarma Karakolunda başladı. Bölgede korumasız dolaşamayacağım için ben ona, bölgede gezecek bir gazeteciye eşlik etme görevi verildiği için o bana mecburdu. Bir haftamız yollarda ve yanyana geçti. Yaptığımız yolculuklar, gittiğimiz köyler beni artık bu dünyada bir yerlerde olmadığıma inandıracak kadar gerçek ötesiydi. Büyüleyiciydi. Tozdan, yağmurdan çamur olmuş yüzlerimizi birbirimize gösterip güldük. Açlıktan, yorgunluktan yığılmış bedenlerimizi aynı toprak damın gölgesine bıraktık.

Altta gördüğünüz İkram’ın fotoğrafıdır. Deklanşöre bastığım anda aynada gördüğüm kadrajın aynısıdır. Bana bu fotoğrafı ‘böyle’ çektirten, yüzleri göstermeyerek kişileri kimliklerinden arındırmak ve herkesleştirmek istemem olabilir. Veya bölgenin silaha bağımlılığını vurgulamak istemiş de olabilirim. Ya da ne bileyim, çocukların bile silahla kurduğu yakın ilişkiyi anlatmak da olabilir. Hatta babanın kirli sakallı yüzüyle çocuğun masum yüzü arasındaki tezata rağmen silahla ilişkilerindeki rahatlığın aynılığı. Bunların en az biri veya hepsi birden olabilir. Ama bu kadrajı yaparken bu cümlelerden hiçbirini kurmuş değildim. Tek hatırladığım, bir oğlun babasıyla silahı arasında kendine sığınacak bir yer arayışının bende yarattığı duygudur.