Soma: Ateşin ve Karanlığın Dibi

Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’nin işlettiği madende çıkan yangın ve su basması sonucu 301 madenci öldü.

Yazı: Tevfik Taş / Fotoğraf: Tolga Sezgin

Bundan bir süre önce İtalyan arkeolog Francesco D’Andria ve ekibi; İstanbul’da ve Köln’de basının karşısına geçip: “Cehennemin Kapısı’nı bulduk” dediler. Yunanca “Ploutonion”, Latince “Plutonyum” olarak bilinen ve uzun yıllardır aranan mağara, şimdi Pamukkale olarak bilinen ve eski Frig kenti olan Hierapolis’tedir. Buraya böyle denmesinin nedeni, barındırdığı mephitik / mefitik buhardan, yani karbon dioksitten ötürü içeri adım atan her canlının ölmesi. Pagan dönemin pek çok tanrısı ve tanrıçası kurbanlarını buraya göndermişler. Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’nin işlettiği madende çıkan yangın ve su basması sonucu 301 madenci öldü. Ölüsü arkadaşlarının kucağında çıkarılan bir madencinin eşinin sözleri bize cehennemin her çağda, her insan topluluğu için değişebileceğini düşündürüyor: “Sevdiğim” diyordu genç kadın; “Sevdiğim, seni cehennemin dibinden çıkarıyorlar.” Bir başka kadın ona sarılarak ağlıyordu. “Ekmeğimizin cehennemi!”

Soma linyit kömürü madenlerinden birine indiğimde “Selametle” dedi, beni ve Çorumlu lakabıyla tanınan rehberim Hatem Çiçekçi’yi aşağı uğurlayan Sabri Usta. “Küçük meydan” dedikleri, demirden o kabin, yani asansöre –ki bir seferde yaklaşık 30-35 kişi biniyor- doğrudan doğruya dört yüz elli metre yerin dibine indi. Asansörle, “Anayol” dedikleri giriş arasında yanan floresan lambaları, kömür labirentlerinin başlangıcını romantik küçük bir bulvara döndürmüştü. “Sakın” dedi Çiçekçi, “Aldanma girişin ışığına, genişliğine…”İşçiler, öyle pek dolambaçlı konuşmaz bilirim. Ama araya başka sözler, hareketler girdiği için soramadım ne demek istediğini; benim o madendeki birinci sorum bende kalmıştı. Sonra, sonra yanıtını defalarca buldum. Ateşten. Çırılçıplak acıyla, ölümle geldi o yanıt…Dante’nin bir dizesiymiş bana söylenen, İlahi Komedya’da, Cehennem’i betimlerken söylemiş: “Aldanayım deme genişliğine girişin.”

Soma linyit madeninde yüzümüz, kimliğimiz alnımızdaki birer lambadan ibaret. Belimizde birer oksijen tüpü var. Yaşamımız bundan ibaret. Bu tüpler karbon monoksit (Ateş-nefes) patlamasında en fazla yarım saat dayanabiliyor. Koşarsan yirmi dakika… Ve ben, madenin labirentleriyle, belimdeki yaşam kaynağı arasındaki uçurumda yürüyorum. Ben bir kez yürüyorum bu uçurumu, madenciler her gün. Kulağımda Ahmet Aydın’ın Kırkağaç’ta kopardığı haykırış geliyor: “Ölüler bizim için de yalvarın Allah’a.” Soma’da, Ali Günaydın, sırtından kardeşi Akif’in cesedini indiriyor. Susuyor. Ağlıyor. Susuyor. Ve sonra başkalarını kurtarabilmek umuduyla yeniden madene dönerken soruyor: “Böyle bir şeye nasıl kaza diyeceğiz Allahım?” Sözün üstünü, karanlığı yoklayarak tamamlamaya çabalıyorum… Kaza? Kaza, bütün önlemler en yüksek seviyede alındıktan sonra, bilginin, deneyimin, aklın yetmediği ve dolayısıyla da beklenmedik bir yerden apansız gelendir… Cinayet? Cinayet bir ya da birkaç kişinin taammüden öldürülmesidir. Bu o da değil.

Sokaklarda gaz bombalarının, TOMA’ların, copların altında “Katliam!” diye bağırıyor insanlar… Fakat nedeni olanca açıklığıyla söylenmedikçe kanmıyor aklım, durmuyor içim. Örneğin, ırkçı ya da milliyetçi katliamlardan farklı bu katliam…

John Berger’nin o birkaç dizesi düğümleniyor dudağımla boğazım arasında:

“Kâr hırsıyla kesilmiş

Kolları kanıyor

Dünyanın

Kan gölü sokaklarda.”

“Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde/susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle, ne kadar/ diplere bastırılırsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerinin.” Böyle söylemişti benim sevgi değer dostum şair Kemal Özer… Soma’nın eski adı ‘Germa’ diyen de var tarihte, ‘Tarhala’ diyen de. Saruhanlı Sancağı’na bağlı bir kasabadır. Ama tarih defterleri Manisa, Aydın bölgesinin İlk Tunç Çağı sayfalarına şöyle bir not düşer:“Bu bölgede Yortan kültürü diyebileceğimiz bir olgu çıkıyor arkeolojik araştırmalarda karşımıza. Ölüler çanak çömlekleriyle gömülmüş, yanlarına özellikle de su ve şarap testileri konmuştur…”Şimdi, kömürün ateşinde ve dumanında ölenlerin mezarlarına birer testi koyuyor insanlar:

“Su” diyorlar, “Madenci en çok suya ihtiyaç duyar.”

“Özel sektöre, kişisel çıkara terkedilmiş kurumlarda katliamlar istisna değil, genelliktir. Zira kapitalistin yegâne amacı her an daha çok kâr etmektir. Bunun yolu da maliyetleri düşürmektir. Düşürülmesi gereken maliyetlerin başında işçi ücreti gelir. Ücret ne kadar küçükse kâr o kadar büyüktür. Sonra diğer her türlü maliyet küçültülür. Örneğin maden söz konusuysa en önemli maliyetlerden biri güvenlikle ilgili harcamalardır. Yüksek riskli işler, yüksek güvenlik için harcama gerektirir. O halde güvelik harcaması ne kadar küçükse, kâr da o kadar büyüktür… Kapitalist başka türlü yapmaz, yapamaz.”… Böyle söylüyoruz siyaset masalarında. Sanki şimdi bizi yöneten devletin elinde olsa bu madenler daha güvenli olacakmış gibi. Bu madenler daha önce bu devletin elindeyken daha güvenli olmuş gibi… Ah bunlar değil; bu madenler zaten devletin elinde; şu anda adı öne çıkartılan kuruluş, TKİ’nin (Türkiye Kömür İşletmeleri) kiracısı ve devlet için, devlet adına maliyetleri düşürmekle kazanıyor kârını: Yani; bu ocakları TKİ taşeronsuz işletirken maliyet 130 dolar civarındayken, şimdi 24-28 dolar civarına inmiştir. Ve biz bunları konuşurken tekmeliyor, yumrukluyor, gazlıyor, copluyor devlete egemen olanlar, madenci yakınlarını…

“İşte kömür, işte patron, işte devlet” diye bağırıyor biber gazının altında yetmiş yaşındaki Hami Turan…

Soma – Eynez- Karanlıkdere Linyit Kömür Ocağı’nın etrafı uğulduyor. Bayram Ali Dağlı “14 kişiyle yola çıktım bu sabah. Tek başıma geri döndüm. İyi ama nasıl yaşarım” diyor. Durmuş Yakar, 12 yıl çalışmış kömürde:“Kader diyeceğiz” diye başlıyor söze, “Kanıksayacak insan bu ölüleri… İyi bakın, iyi dinleyin: Ölen işçilerin bedenleri fasılalarla çıkartılıyor madenden. Diğerleri ocakta bekletiliyor. Ölenleri, kimliği teşhis edilir edilmez köylerine gönderiyorlar. Çünkü yüzlerce cenazenin aynı yerde toplanması, onların ruhlarının birbiriyle helalleşmesi, o insanların yakınlarının birbiriyle bir daha kucaklaşması korkutuyor bunları.”

Hayretle dinliyoruz:“Acının birlikte paylaşılmasını yok ediyorlar. İyi dinleyin… Doğacak tepkileri söndürmek için de ailelere bağlanacak maaşlar, ödenecek tazminatlar söylenip duruyor. Ölüsünü alan insanlara rakamlar söyleniyor. Bu, maden facialarının tipik uygulamasıdır. Böylece işçi yakınlarının olaya rıza göstermeye başlamaları sağlanıyor.” Eski madenciler, ucu ta Bizans’ın ilk dönemlerine dayanan grizu, sözcüğüne gerçek adını vermiştir: “Ateş Nefes.” Ve 2014 yılının 13 Mayıs’ında Soma’daydı. Soma… Soma halkın yas evi!