Orhan Veli’nin İstanbul’u

İstanbul’un birçok semti onun şiirinde martıyla, rüzgârla, yaprakla, sucuların çıngıraklarıyla kendini duyurur…

Şiirlerinde adı geçen İstanbul semtlerinin sayısı fazla değil: Kapalıçarşı, Mahmutpaşa, Alemdar, Sandıkburnu, Eyüp, Yüksekkaldırım, Galata Köprüsü, Galata, Beyoğlu, Fulya, Boğaziçi, Bebek, Rumelihisarı, Üsküdar, Kızkulesi, Çamlıca Tepesi, Kalender, Göksu. Bir de “Doğduğum köy” diye andığı Beykoz…

Yazı: İbrahim Baştuğ / Fotoğraflar: Kerem Yücel

Çocukluğunun bir dönemini yaşadığı Cihangir’e şiirlerinde rastlanmaz. “Urumelihisarı’na oturmuş”tur ama tam karşısında çok sevdiği Anadoluhisarı ve Göksu Deresi olduğunu da akılda tutmak gerekir. Çamlıca Tepesi’ne çıkmıştır “Yan gelebilmek” için ama Boğaz’dan akan “bin türlü mavi”dedir gözü. Baştan ayağa İstanbul kestiği “İstanbul’u Dinliyorum” adlı şiirinde çizdiği panorama, mimari ve kültürel geçerliğini değilse bile şiirsel etkinliğini sürdürüyor. Ancak, şehrin mimari ve kültürel hafızasını bütünüyle sileceğe benzeyen “kentsel dönüşüm planı” uygulanınca Orhan Veli’nin İstanbul’undan geriye ne kalır bilinmez. Epeydir denizden karnını doyuramayıp sokak aralarındaki çöp birikintilerine dadanan martıların kaderinin, bu hepten beton labirentine dönüşecek kentte ne olacağının bilinemeyeceği gibi. İstanbul’da üç cadde (biri Beykoz, ikisi Büyükçekmece’de) dört sokak (Kartal, Ümraniye, Avcılar, Bahçelievler’de) “Orhanveli”, “Orhanvelikanık” ya da “Şairorhanveli” adıyla anılıyor. Şairin, adını yaşatan bütün bu semtlerden yalnız Beykoz’la hemşerilik bağı var. “Doğduğum köye müşteri taşıyan/ Şirket vapurları bu şehirdedir” dizeleri “Bir Şehri Bırakmak” adlı şiirinden. Şairin doğduğu ev de Beykoz’dadır. İshakağa Caddesi’nin sahil girişindeki 3 katlı bina hâlâ müzeye dönüştürülmeyi bekliyor.

Orhan Veli’nin bütün şehirlerle ilişkisinde alkol motifi baskındır ama onun İstanbul’u alkol düzeyi yüksek bir İstanbul’dur. “Canan ki Degüstasyon’a gelmez/ Balıkpazarı’na hiç gelmez” dizeleriyle damıtılmıştır bu ilişki. Onun asıl mekânı, arkadaşı Lambo’nun yeridir. Orhan Veli’nin uğrağı evlerden bir diğeri Sarıyer’dedir. Hiç değilse İstanbul’a düştüğü vakitler. Orhan Veli’yi İstanbul’un Anadolu yakasından da uzak düşünmemek gerek. Göksu Deresi’ne bayılır, balık tutmayı, kürek çekmeği ve yüzmeği severdi. Sandal sefasına çıkan kadınların göbek adı Mualla; “Üsküdar’da Kâzımım türküsünü” söyleyen kalmadıysa da biz yine ota köke bakıp efkârlıyız. Ve denizi seviyoruz; “Denizi kim sevmez/ Üstünde ve kenarlarında/Balık/ Tutulduktan sonra.” Güzel, çirkin, vasat bütün kadınlar, aşk üstüne yazılmış her şiirin “kendileri için yazıldığını” sanıyor hâlâ… Orhan Veli’nin Beykoz’da başlayan yaşam serüveninde İstanbul, çocuk kalbinde iz bırakan bir ayrılık ve özlemin de adıdır. Bir süre Ankara ve İstanbul arasında farklı nedenlerle yer değiştirdi. En son Ankara’da on beş günde bir çıkardığı dergiyi 28 sayı tüm parasızlığa rağmen çıkardı ama sürdüremeyince İstanbul’a döndü. Kendini bütün benliğiyle adadığı dergiyi yaşatamamış, sevdiği kadını da Ankara’da bırakmıştı.

Fotoğraf: İbrahim Baştuğ

Öldüğünde cebinde bulunan diş fırçasını sardığı kâğıttaki “Aşk Resmigeçidi” adlı şiirde dediği gibi son sevgilisi dert ortağı ve dostudur: “Gelelim sonuncuya/ Ona bağlandığım kadar/ Hiçbirine bağlanmadım/ Sade kadın değil, insan/ Ne kibarlık budalası/ Ne malda, mülkte gözü var/ Eşit olsak, der/ Hür olsak, der/ İnsanları sevmesini de bilir/ Yaşamayı sevdiği kadar.” Ankara ve İstanbul onu ölümünde de paylaşamadı; Ankara’da belediyenin açtığı çukura 10 Kasım 1950 gecesi düştükten birkaç gün sonra İstanbul’da bir arkadaşının evinde fenalaştı. Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırıldı, alkol zehirlenmesi tedavisi uygulandı. O gece, 14 Kasım Salı 23:20’de öldüğünde henüz 36 yaşındaydı. Cenazesi 17 Kasım Cuma öğlen Beyazıt Camii’nden kalktı. Cemal Süreya’nın “Gömmeden önce biraz gezdirin beni” dizesi Orhan Veli’nin cenaze törenine bir özenme gibidir. Beyazıt’tan Çemberlitaş’a, Sultanahmet’e yaklaşınca Babıâli Yokuşu’na sapıp Sirkeci’ye eller üstünde taşınan bir tabut. Sonra arabayla da olsa Haliç, Karaköy, Tophane, Kabataş, Beşiktaş, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Rumeli Hisarı…