Van; Yukarı Denizin İncisi

Durgun sularında her gün farklı bir yüzünü gösterir Van Gölü. Gündoğumunda, günbatımında, fırtınasında, yağmurunda başkadır… Ama hep sessizdir. Sırları vardır. Suyunun altına sakladığı sırlar. Bunlardan biri çağlar boyu içinde yaşattığı incisidir.

Yazı ve Fotoğraflar: Serra Akcan

“Bir gün yüce bulut Süphan Dağı’nın kulağına sırlı bir öykü fısıldar. Yıllardır bulutların arasından Van Gölü’nün, Yukarı Deniz’in mavi sularını seyreden Süphan Dağı hayretler içinde kalır ve eğilip Van Gölü’ne bakmak ister. Çünkü bulut, Yukarı Deniz’in yüreğinde canlı bir inci saklandığını söylemektedir. Öyküye göre canlı inci, gelincikler açtığında derelere gelmekte, dans etmektedir. Süphan Dağı eteklerinden gürül gürül göle akan bir deresi olmadığı için üzülür, ağlar göz yaşları birikir ve Arin Gölü olur. İnciler oraya da gelir ama Süphan Dağı yine göremez onları. Söylenene göre bu hasret devam etmektedir ve bu yüzden son yıllarda kar tutmaz Süphan’ın dorukları…” Böyle anlatıyor Prof. Dr. Mustafa Sarı Van Gölü’nü, geniş coğrafyayı; dağı, gölleri, dereleri…

Durgun sularında her gün farklı bir yüzünü gösterir Van Gölü. Gündoğumunda, günbatımında, fırtınasında, yağmurunda başkadır… Ama hep sessizdir. Sırları vardır. Suyunun altına sakladığı sırlar. Bunlardan biri çağlar boyu içinde yaşattığı incisidir. Eski çağlardan beri Van Gölü çevresini ziyaret eden yerli ve yabancı gezginlerin seyahatnamelerine konu olmuş bir balık yaşar bu denizde. Latince adı Chalcalburnus tarichi olan inci kefali, dünyada sadece Van Gölü ve civarındaki göllerde yaşayan endemik bir balık türü. Adına kefal dense de kendisi sazangillerden.

İnci kefalinin Van Gölü’ne ne zaman ve nasıl girdiği konusunda fazla bir bilgimiz yok. Ali Demirsoy’un Türkiye Zoocoğrafyası “Hayvan Coğrafyası” isimli kitabında bu günkü Van Gölü’nün yerinde Muş Ovası’nı da içine alan büyük bir tatlı su gölünün bulunduğu; bu gün Muş il sınırlarından geçen Murat Nehri’nin bu göle bağlandığı, dolayısıyla Batı Asya ile Avrupa formlarının bu iç göl aracılığı ile buraya kadar ulaşmış olabileceği söyleniyor. Aslında bir tatlı su balığı olan inci kefali, Nemrut Volkanı’nın Muş Ovası çıkışını kapatması ile oluşan ve çevresindeki volkanik karakterli karasal yapılardan etkilenerek acı su ekosistemi haline geliyor. Chalcalburnus cinsi balıklar acı ve tuzlu sulara zamanla alışabiliyorlar. Tahminen Van Gölü oluşmadan önceki iç gölde bulunan Chalcalburnus, zamanla gölün sodalı-tuzlu sularında yaşamaya alışmış, diğer türlerden farklılaşarak “Chalcalburnus tarichi” olarak adlandırılmış.

İnci kefali hem tatlı suda hem de tuzlu suda yaşayan bir balık. Kış aylarını gölün sodalı sularında geçiriyor. Su sıcaklığının artmasıyla beraber, üremek için göle dökülen tatlı sulara göç ediyor. Bu göç yolculuğu su değişimine alışmakla başlıyor. Deniz balıklarının vücut iyon yoğunlukları, yaşadıkları ortam olan deniz suyunun iyon yoğunluğuna göre az, yani yaşadıkları ortama göre vücutları daha az yoğun olur. Tatlı su balıklarında ise durum tam tersi, balığın vücut iyon yoğunluğu içinde bulunduğu tatlı su ortamının iyon yoğunluğundan fazladır. Tuzlu su ile tatlı su arasında üreme veya beslenme göçü yapan balıklar, bu yüzden ikisinin karıştığı bölgelerde bir müddet bekleyerek bu iyon dengelenmesini sağlar. Aksi takdirde göç gerçekleşmez.

Bu yüzden inci kefali üreme göçü esnasında hem tatlı suya girerken hem de tatlı sudan göle geri dönerken mansaplarda bir süre bekleyerek iyon dengelemesi yapar. Mansaplarda bekleme süresi iklim koşullarına bağlı olarak bir haftadan bir aya kadar sürer. Göç esnasında hiç yem almayan inci kefali, var olan tüm enerjisini üremeyi gerçekleştirmek için harcar. İyon dengelemesi tamamlandığında balık akarsuya girerek yumurta bırakacak uygun yer arar. Akıntısı az olan, tabanı hafif çakıllı, kumlu yerler ve su bitkileri ile kaplı alanlar yumurtlama için uygun alanlardır. Akarsuya giren balıklardan uygun alanı bulanlar yumurtladıktan sonra göle geri dönerler, bulamayanlar ise kaynağa doğru, akıntıya ters olarak yüzmeye devam ederler. Eskiden göl çevresinde yaşayanlar gölde balık olduğunu bilmezmiş, nisan ve mayıs aylarında derelerde beliren balıkların daha sonra su olup kaybolduğuna inanırlarmış.

İnci kefalinin esas üreme habitatını oluşturan akarsular, kuzeyden batıya doğru, Morali Deresi, Karasu Çayı, Bendi Mahi Çayı, Deliçay, Zilan Çayı, Kumlu Dere, Karmış Çayı, Güzelsu Çayı, Dereağzı Deresi, Güzelkonak Deresi, Gevaş Deresi ve Engilsu Çayı olarak sıralanabilir. Üreme göçü sırasında balıkları görmek için en iyi yer Erciş-Van karayolunun 10. kilometresinde, şeker fabrikası yanında bulunan Balık Bendi. Her yıl Haziran ayında yüz binlerce inci kefali onları görmeye gelenlere göz ziyafeti sunuyor.

17. yüzyılda Van Gölü çevresine gelen Evliya Çelebi, Bendi Mahi Çayı’na göç eden inci kefallerinden seyahatnamesinde şöyle bahseder “Mayıs ayında bir balık peyda olur bu çayda. Sürüler halinde salına salına yukarılara doğru giderler. Çayın yukarılarında yatırları ziyaret eder ve geri dönerler. Bu yüzden hiç kimse bu balıklara yukarı giderken dokunmaz. Bu balıklar dönerken avlanır, tuzlanır ve kış aylarında doğuya gönderilerek satılır.” Anadolu gezisi sırasında 1901’de Van’dan geçen Fransız yazar Vital Cuinet “La Turquie d’Asie” serisinin birinci cildinde tuzlu balıktan ve balık tuzlama geleneğinden ayrıntılı olarak bahsetmektedir. Üreme dönüşü avlanan balıklar, tuzlanıp, kış aylarında İran, Azerbaycan ve Nahçıvan taraflarına satılır ve elde edilen gelirle göl etrafındaki kalelerde kalan askerlerin beslenmelerinin sağlanırmış.

Yöre halkı sağlıksız olmasına rağmen tuzlu balık geleneğini hala devam ettiriyor. Akarsularda yazın bolca avladıkları balığı ya tuzlandıktan sonra kurutarak, ya az nemli ortamlarda tuz içine gömerek ya da tuzlu suda salamura yaparak kış ayları için bozulmadan saklıyorlar. Hatta tuzladıktan sonra kuma gömerek bir yıl sakladıkları da oluyor.

İnci kefali yüzyıllardan beri burada yaşayan halkın sadece besin değil geçim kaynağı da olmuş. 1915 yılında İstanbul Balıkhanesi Umum Müdürü Karekin Deveciyan tarafından kaleme alınan “Balık ve Balıkçılık” isimli kitapta, Van Gölü’nün, o günkü Osmanlı topraklarında en çok gelir getiren göl olduğu belirtilir.

Van Gölü’nde avcılığın tarihçesine baktığımızda ilk avcılığın balığın yoğun olarak akarsulara geldiği üreme göçü esnasında başlamış olduğunu görüyoruz. Göç zamanı akarsularda hiç bir av aracına gerek duymadan, taşların dere yatağına dizilmesiyle oluşturulan ilkel bentlerle bile avcılık yapmak mümkün. 1950’li yıllardan sonra üreme dönemi balıkçılığının ticari bir kimlik kazanması ile balık bu dönemde yoğun olarak avlanmış. Eskiden üreme dönüşü avlanan balıklar göç başlangıcında daha yumurtalarını bırakmadan avlanmaya başlanınca inci kefali türünün devamı tehlikeye girmiş. 1970’lerde gölde tekne balıkçılığının başlamasıyla beraber avcılık düzenlemeleri yapılmaya başlanmış. Bu düzenlemelerle balığın üreme göçü esnasında süresi kısa da olsa bir kapalı sezon uygulamasına geçilmiş. Üreme döneminde avcılığın yasak olduğu tarihler ve buna bağlı olarak yasak gün sayısı politik ve sosyal şartlara göre her yıl değişmiş, günümüzde ise bu tarihler kesin olarak 15 Nisan–30 Temmuz aralığı olarak belirlenmiştir.

Van ve Bitlis yöresinde faaliyet gösteren Doğa Gözcüleri Derneği, inci kefalinin korunması için sürdürülebilir inci kefali balıkçılığı ve tüketimi ile ilgili çalışmalar yapıyor. Dernek bir yandan gölü ve çevresini, doğal olarak inci kefalinin de türünü tehdit eden kuraklık, kirlilik, hatalı olarak yapılan tarımsal sulama, civarda yapılan inşaatlar için gölden kum çıkarılması gibi konularda çalışmalar yürütürken bir yandan balık için esas tehlike olan kapalı sezonda yapılan kaçak avcılığın önlenmesi için faaliyetlerde bulunuyor. 16 yıldır inci kefalinin korunması için mücadele eden Prof. Mustafa Sarı, yerel halkı, göç döneminde avlanmanın sadece balığın nesline değil aynı zamanda, geçimini inci kefali avcılığından sağlayan insanlara da zarar vereceği konusunda bilgilendirdiklerini, balıkçıları profesyonel avcılığa, yani kış aylarında gölde tekneyle yapılan balıkçılığa teşvik çalışmaları yürüttüklerini, yapılan düzenlemelerle kaçak balıkçığın azaldığını fakat önlenemediğini söylüyor. Bu konuda yasaların aksamadan uygulanması şart, özellikle kaçak avlanan balığın dağıtımı ve satışının yasal olarak engellemesi önemli. Yeni balıkçılık yönetim modelinin uygulanmasına, balıkçı köylerinin çoğu destek verse de bazı köyler eski alışkanlıklarından vazgeçmiyor.

Kaçak avcılık 1996 yılında toplam avcılığın %90’ını oluştururken bugün koruma amaçlı yapılan çalışmalar ile %40’a kadar düşmüş. Uygulamaların sonucu olarak 1967 yılında sadece 600 ton avlanan inci kefali, onar yıllık dönemlerle bakıldığında 1977 yılında yaklaşık 4000 ton 1987 yılında 10.000 ton, 1997 yılında 21.000 ton ve 2000 yılında 15.654 ton avcılık ile iç su balıkları üretimi içinde birinci sıraya yerleşmiş.

Toplam avcılığın %60’ını tekne balıkçılığı oluşturuyor. Balıkçılar Eylül-Nisan ayları arasında Van Gölü’nde, 8–16 m boyundaki tekneler kullanarak, göz genişlikleri 20–22 mm olan fanyalı uzatma ağlarla avlanıyorlar. Eylül ayında 15–20 m derinliklerde başlayan avcılık, havaların soğuması ile birlikte 50–60 m derinliklere kadar iniyor. Büyük balıkçı tekneleri bir hafta boyunca açıkta kalabiliyor, kıyıya sadece topladıkları balıkları bırakmak için yanaşıyorlar. Küçük teknelerde çalışan balıkçılar geceleri attıkları ağları bir gün sonra sabahın erken saatlerinde toplamaya başlıyorlar. Bunlardan biri de 22 senedir Van gölünde inci kefali avlayan Mehmet Şahin. Emekli olmadan önce, kamu görevinde çalışırken de sürdürmüş balıkçılığı. Sabah erkenden Mehmet Şahin, oğlu Soner ve yeğeni Fatih ile İskele’de buluşuyoruz. Göle onun imal ettiği tekneyle açılıyoruz. İki gün önce serptikleri ağları toplayacaklar. Bahar aylarında hava ısındığı için balık, gölün 20-30 m derinliklerinde, kıyıya yakın yerlerde yoğun oluyor. Buna göre belirledikleri bölgelere atıyorlar ağlarını. Bir gün sonra topluyorlar. Toplama işi bittiğinde bir sonraki gün için ağlar tekrar seriliyor göle. “En iyi biz tanırız bu gölü, dilinden anlarız, yaz kış hava koşulları ne olursa olsun açılırız” diyor Mehmet Şahin güverteye yayılan ağlardan balıkları temizlerken, “Biz bu balığı bir gün görmezsek yaşayamayız”. Oğlu ve yeğeni de aile geleneğini sürdürecekler. Daha uzun yıllar Van Gölü ekmek kapıları, inci kefali ekmekleri olacak.

Genelde balıkçılar avladıkları balıkları köylerine, teknelerin yaklaşabileceği yol kenarlarına çıkarıyor ve toptancıların kamyonetlerine yüklüyorlar. Buradan kent merkezinde belirlenmiş balık pazarlarına dağıtım yapılıyor. Dağıtılamayan balıklar, yakın illerde bulunan balıkçılara gönderiliyor. Semt pazarlarında, yol kenarlarında, mahalle aralarında üç tekerlekli bisikletlerle de satış yapanlar var.

Van şehir merkezinde üç tane büyük balık pazarı var. Bir tanesinde sadece iki dükkân satış yapıyor, diğerleri kapalı. Satıcılar şikâyetçi bu durumdan, “Balık bol. Herkes tutuyor. Her yerde satılıyor. Kimsenin buraya gelmesine gerek kalmıyor” diyor biri. Balığın bol olup satışın az olmasından ve tutulan balığın değerlendirilememesinden, çöpe gitmesinden yakınıyor bir diğeri. İnci kefalinin korunması için yapılan uygulamalardan bahsedilince bazıları kapalı sezon uygulamasının gereksiz olduğunu, senelerdir bu gölde inci kefalinin yaz kış yoğun olarak avlandığını, gölde balığın eksik olmadığını söylüyor. Onlara göre üreme döneminde kıyıya tonlarca balık vurmasının nedeni ne göl çevresindeki kuraklık ne de kirlilik. Uygulamalardan sonra gölde balık fazlalaştıkça, üreme döneminde akarsulara giden balık yoğun olduğundan bir kısmı kıyıya vuruyor, üreyemeden, göle dönemeden ölüyor. Böyle giderse Süphan Dağı’ndan sonra yöre halkı da Yukarı Denizin İncisi’ne hasret kalacak…