Van Gölü; Acı Suda Bir İnci

Van Gölü’nde balıkçı olmak meşakkatli iştir. Bir kere güneş doğayı uyandırmadan erkenden kalkıp alelacele derme çatma iskeleye varmak gerekir. Tekne, gecenin ayazını suntalarına çekmiş, ilk misafirini çoktan karşılamıştır.

Yazı ve Fotoğraf: Ruşen Takva

Odun sobası iyi fikir lakin büyük cesaret. Her an tüm teknenin tutuşma riski var. Tüm bunlardan sonra yine de soba yakılır nispeten ılıman hava kamarada ki soğuğu yener. Hengâmeli bir çalışma başlar. Çünkü göl ısınmadan atılan torları tek tek çekmek gerekir. Göl suyu ne kadar soğuksa Van Gölü balığı o kadar derine iner. Balıkçıların bir gün öncesinden bıraktığı torlar ise en derinde balıkçısının kısmetini bekler. Ne kadar balık(kısmet) olduğunu ağları çekmeden bilemez ve o yüzdendir ki açılan tüm teknelere ‘Rast Gele’ denir. Latince adı “Chalcalburnus tarichi” olan inci kefali, dünyada sadece Van Gölü ve civarındaki göllerde yaşayan endemik bir balık türü. Adına kefal dense de kendisi sazangil. İnci kefalinin Van Gölü’ne nereden ve nasıl geldiği ile ilgili etraflı bir bilgi yok. Nemrut Volkanı’nın Muş çıkışını kapatması sonucu acı su ekosistemine dönen Van Gölü’nün içindeki tüm canlılar bu değişim sonucu ölürken, inci kefali evrimleşerek yaşamını devam ettirmiş.

 

Van Gölü balıkçılığı yılda 13 milyon dolarlık sektör oluşturmuş durumda. Fakat bu rakam doğrudan emekçinin cebine girmiyor. İki büyük sorunları var; ilki, simsarlar yani aracılar diğeri mazot fiyatı. Çözüm bulmak için avladıkları balıkları, Van- Tatvan şehirlerarası yolda kendi imkânlarıyla yaptıkları derme çatma tezgâhlarda satıyorlar ama mazot için aynı şeyi söylemek güç. Van Gölü’nü, inci kefalini anlatırken Akdamar Adası’nın efsanesini, adanın adının nereden geldiğini anlatmayı es geçmek olmaz. Üstelik hikâyeyi kaptandan dinleyelim; Akdamar Adası’nda yaşayan Baş Keşiş zorba bir adamdır. Tamara adında güzeller güzeli bir de kızı vardır. Tamara, dinsel bayramlarda giyinip kuşanıp da başına çiçeklerden taç takarak bir dolandı mı, öbür keşiş kızları ne yapacaklarını şaşırır, içten içe onu kıskanırlar. Adanın karşısında, bizim bu Gevaş yakınında yalnız yaşayan genç bir delikanlı vardır. Delikanlı gündüzleri gölden avladığı balıkları yer, martılarla söyleşir, sulara dalar, saatlerce yüzer, yorulunca da ağaçların serin gölgesinde uyur. Yüzücülükte üstüne yoktur. Günün birinde gene sulara dalıp çıkarken, adaya iyice yaklaşır, merakını yenemeyip karaya çıkar, bir badem ağacı ardına gizlenir, çevreyi izlemeye başlar. Birden badem çiçeklerinden tacı olan, tatlı bir ezgi mırıldanan Tamara’yı görür. Kız bir ses duyup dönünce delikanlıyla karşılaşır. Kaçmaya yeltenir, ama delikanlının yakışıklılığı onu da etkilemiştir. Akşama değin söyleşirler, gene kayalıklarda buluşmak üzere sözleşip ayrılırlar. Delikanlı yüzerek karşıya geçer. Kızın babasından korktuklarından geceleri buluşmayı kararlaştırırlar. El ayak çekilince kız kayalıklarda bir mum yakar, delikanlı da ışığı gözleyerek yüze, yüze gelir. Buluşur, konuşur, koklaşırlar. Bu durum uzun bir süre devam eder. Bir süre sonra öbür keşiş kızlarından biri onları görür, hemen baş keşişe haber verir. Baş keşiş çok öfkelenir, kızını gece odaya kapatır.

Ertesi gün göl dalgalıdır. Akşama doğru fırtına çıkar, dalgalar daha da coşar. Keşiş bir mumla, kızının yerine kıyıya gelir. Delikanlı ışığı görünce yine buluşma yerine doğru yüzmeye başlar. Keşiş mumun yerini sürekli değiştirdiğinden delikanlı şaşırır, yorulur ama sevdiğine yüzmeye devam eder. Sonunda azgın dalgalara yenik düşer. “Ah Tamara, Ah Tamara” bağırışları ile boğulur ve ölür. Sesi duyan Tamara, kayalığa koşar, babasını görünce işi anlar. Tamara da kendini sulara atar. İki sevdalının ruhu gölde buluşur. Adaya Ahtamara adı verilir. Bu ad, zamanla Akdamar’a dönüşür. Ne diyelim bir gün seyyahlığınız tutar yolunuz düşerse, Gevaş’ta Akdamar Adası’na doğru, yoldaki bu balıkçılara uğrayın ve gölün balığından tadın. Hem gölün hem balıkçıların hem de adanın hikâyesini dinleyin. Badem ağaçlarından meyvesini alın dediklerine göre dilek tutanın dileği gerçekleşiyor.