Hapishane

“Yusuf’un Medresesi” diyenler de olmuş, “dam” da demişler, bu yüzden “dama düşmek” diye bir deyimimiz var. “Mahpushane”, “hapishane”, “mahbes”, “cezaevi” de denilir buralar için. Biraz daha argo konuşanlar “kodes” der. Resmi makamlar ise şimdi “ceza infaz kurumu” diyorlar.

Yazı: Mustafa Eren / Fotoğraf: Saygın Serdaroğlu

2018 yılına geldiğimizde Türkiye’de hapishane sayısının 386 olduğu biliniyor. 1990’lı yıllarda hapishane sayısı 500 civarındaydı. 2000’li yıllarda başlayan dönüşüm sürecinde koğuş esasına dayalı küçük hapishaneler kapatılıp yerine “oda” esasına dayalı daha fazla kapasiteli hapishaneler açılmaya başlandı. Bu süreçte hapishane sayıları azaldı ancak mahpus sayısı dünyada ilk ona girmemizi sağlayacak derecede arttı. Cumhuriyet tarihi boyunca (darbe dönemleri hariç) 50 bin civarında seyreden mahpus sayısı 2006 yılında başlayan artışla beraber 2018 yılında 235 bine ulaştı.

 

Bu fotoğraflar 2006 yılında Bursa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda çekildiler. Bursa Hapishanesi denildiğinde akla ilk gelen isim Nazım Hikmet’tir ve bu şiiri çoğunlukla bilinir.

Sevdalınız komünisttir / on yıldan beri hapistir / yatar Bursa kalesinde

Yatar, ama zincirini kırmış yatar, / en âlâ bir mertebeye ermiş yatar, / yatar Bursa kalesinde.

Memleket toprağındadır kökü, / Bedreddin gibi taşır yükü, / yatar Bursa kalesinde

Türküsü tükenip bitmeden / cennetini kaybetmeden / yatar Bursa kalesinde. (Nazım Hikmet)

Ancak bu fotoğrafların çekildiği hapishane, Nazım’ın toplamda 11 yıla yakın tutulduğu hapishane değil, 1960’lardan itibaren inşa edilmeye başlanan ve “koğuş sistemi”ne dayalı olan E Tipi hapishanelerden biridir. Bu hapishaneler 2000’li yıllarla beraber “oda sistemi”ne dayalı olarak restore edilmiş ve 20 kişiden fazla mahpusun tutulduğu koğuşlar 2, 4, 6, 8 ve 10’ar kişilik “oda”lara dönüştürülmüştür. 235 bin insandan sadece birkaçını bu fotoğraflarda görüyorsunuz. Kimisi birkaç ay kimisi birkaç on yıldır içerideydi. Devletleşmenin sağlandığı toplumlarda ve özellikle de demokrasilerde yargılamak, bu iş için kurumsallaşmış yapılar olan mahkemelerin işidir. İnsanlar kanunlarla çelişen fiiller gerçekleştirdiğinde mahkemeler tarafından yargılanır ve haklarında hüküm verilir. Demokrasilerde verilen hükümlerin sadece “öç alma” için olmadığı, kişilerin yeniden topluma adaptasyonun amaçlandığı da vurgulanır. Bunu becerebilen toplumlarda hapishanelerin ve mahpusların sayısı giderek azalmaktadır.